ÇOCUĞUN DUYGUSAL GELİŞİMİ

Duygu: Belirli nesne, olay ya da kişilerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenimler olarak tanımlanır.

İnsan, hayatı boyunca çevreden gelen uyarıcıların etkisiyle çeşitli duyguları yaşar. Birey sosyal çevre ile etkileşim içindeyken az ya da çok haz ve elem duyguları içindedir. Çocukların fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarının karşılanması ya da karşılanmaması onlarda bazı duyguların oluşmasına neden olur. Yaşamın ilk günlerinde altı değiştirilen, karnı doyurulan bebek haz duyar. Ancak büyümeyle birlikte sadece fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması haz duyması için yeterli değildir. Çocuk; annesinin kucağında olmak, sevilmek, okşanmak, annesinin sıcaklığını hissetmek ister.

Çocukların duygusal gelişiminde aile içi yaşantısının büyük önemi vardır. Çocuk aile içindeki yaşantısıyla kendine has duygusal özellikler geliştirir. Özellikle 1 yaşından sonra çocuğun duygusal gelişimi daha belirgin derecede ortaya çıkar. Çünkü bu yaştan itibaren dış dünyaya daha fazla açılmaya başlar. Kendisi dışındaki dünyayı daha iyi ayırt etmeye başlar.

İlk yıl içinde tamamen sizinle dolu olan dünyası artık çeşitlenmektedir. Onun tek odak noktasında siz vardınız. Bu yavaş yavaş değişmektedir. 1 yaşına gelen çocuk artık sizin dışınızdaki bireylere de yavaş yavaş kınlık göstermeye başlayacaktır. Diğer aile bireylerini de tanıyacaktır. Dedesini, babaannesini, anneannesini, halasını, dayısını, komşuyu, vb. tanımaya başlayacaktır.

Çocuk işte tüm bu yaşantılarıyla kendisi olmaya başlayacaktır. Yepyeni bir birey olmaya doğru ilerleyecektir. Siz de bir anne baba olarak onun duygusal olarak daha iyi yetişmesi, doyumlu bir hayat yaşaması, duygusal yönden sağlıklı bir birey olması için çaba göstermelisiniz. Her çocuk birbirinden farklı farklı karakterlerdedir. Kimisi hırçın kimisi uysal, kimisi neşeli kimisi daha sinirli, kimisi sakin, kimisi yaramaz, kimisi çekingen kimisi girişken. Bu listeyi daha da uzatabilirsiniz.

İşte tüm bu ve buna benzer etkenler çocuğun duygusal gelişimini etkiler. Bundan dolayı çocuğun olumlu bir duygusal gelişimi için anne ve babalar azami gayret göstermeli ve olumlu bir tutum takınmalıdırlar. Her şeyden önce evde güven dolu, sevgi dolu bir ortamı tesis etmelidirler. Çocuğa şefkatle yaklaşılmalıdır. Ona duygularını gösterin. Onu sevdiğinizi belli edin. Onunla iyi ve dengeli bir iletişim dili geliştirin. Onu destekleyin ve cesaretlendirin. Onun başkalarıyla da olumlu ilişkiler kurmasına yardımcı olun.

 

Duygusal Gelişimle İlgili Kavramlar:

Duygu: Duygular, çocuğun temel gereksinimleri ve bu gereksinimlerin etkisini dışarı yansıtmasıdır. Haz ya da elem olarak yaşanan duyguların yansıması çocukta sevinç, mutluluk, üzüntü, korku, öfke, kıskançlık, saldırganlık ve ağlamadır. Duygular, öğrenme ve olgunlaşmayla birlikte yaşamın her döneminde farklılıklar gösterir.

Heyecan: Heyecan, genellikle yoğun yaşanan, olumlu ya da olumsuz duyguların organizmada durgun ve olağan durumunu bozması olarak tanımlanır. Heyecan hem haz yönünde hem de elem yönünde olabilir. Heyecanın haz ya da elem yönünde olmasını çevreden gelen uyarıcılar belirler. Heyecanın oluşmasında her zaman çevresel faktörler etkili değildir. Bazen de birini düşünmek ya da hayal etmek bireyin heyecanlanmasına neden olur.

Refleks: Organizmanın, bir uyarana karşı verdiği cevaptır. Bebeğin dünyaya gelmesiyle birlikte tutma, emme gibi refleksleri devreye girerek hayata uyumunu kolaylaştırır. Bu refleksler on 15-16. haftalardan itibaren kaybolur ve yerini öğrenilmiş davranışlara bırakır.

Haz: Haz, bir güdünün doyumu sağlandığında ya da bir amaca varıldığında yaşanan duygudur. Haz, bireye mutluluk ve rahatlık verir. Haz, ihtiyaçların doyumundan kaynaklanan bu duygu insanı sevindiren duygular olarak tanımlanır. Sevinç, mutluluk, hoşlanma ile ifade edilir.

Büyüklerin küçüklere sevecen davranması onları neşelendirir ve mutlu eder. Kişinin merak ettiği bir konuyu araştırması da onun merakının giderilmesine neden olur.

Çevreden gelen tüm etkiler, mutluluk ve rahatlık verir. İhtiyaçların doyumundan kaynaklanan, insanı sevindiren duygulardır. İnsanı sevindirir ve haz verir. Haz veren bu duygular olumlu duygulardır. Haz duyguları, insanın yaşamına renk verir; gelişimine ortam hazırlar, duygu sistemini güçlendirir, düşünmeyi çabuklaştırır, çocuğu yaşama bağlar.

Elem: Bireyler, ihtiyaçları karşılamadığı ve duyguları tatmin edilmediği zaman gergin ve mutsuz olurlar. Buna da elem denir. Elem, insanda gerilim yarattığı kişinin kendisini ve karşısındakini üzdüğü veya zarara uğrattığı için olumsuz bir duygudur. Kişinin başarısızlığa uğraması, baskı altında kalması, sevdiği bir kişiyi yitirmesi elem duyguları yaratır. Bu duygulara bir başkası neden oluyorsa öfke, kıskançlık, nefret, iğrenme, kızgınlık, düşmanlık gibi duygulara neden olur. İnsanın karşısındakinden çok kendinden kaynaklanan elem duyguları ise korku, utanma, üzüntü, sıkıntı, bıkkınlık, eziklik gibi duygulardır.

Duygusal Gelişime Uygun Etkinlikler:

• Çocukların; yaşına, gelişim düzeylerine ve bireysel farklılıklarına uygun etkinlik planlama ve çevresel düzenlemeler yapmak
• Çocukların, kendilerini kabul ettirmelerini sağlayıcı, benliklerini olumlu yönde geliştirebilmeyi destekleyici tavır ve tutumları benimsemek.
• Çocukların, duygu ve düşüncelerini kabul görecek şekilde açığa vurmalarını ve diğerlerinin duygu ve düşüncelerini anlayabilmelerine olanak sağlamak.
• Çevrelerindeki diğer çocuk ve yetişkinlerle etkileşim içinde olmalarını sağlayacak ortamlar yaratmak.
• Çocukların, çevrelerini ve dış dünyayı algıladıkları şekilde ifade edebilmelerine yardımcı olmak.
• Çocukların iş birliği yapma, görev ve sorumluluk alma, paylaşma vb. davranışların olabilmesine fırsat veren etkinlikler planlamak.
• Çocukların seçme ve karar verme becerilerini kazanmalarına fırsat vermek.

Görüldüğü gibi duygular, birey olmanın en önemli unsurudur. Bütün insanların, yeni doğmuş bebeklerin bile duyguları vardır. Sosyalleşmenin olabilmesi için duygular temel rolü üstlenir. Bu yüzden duygular, yaşama uyum sağlama fonksiyonlarıdır.

ÇOCUĞUN SOSYAL GELİŞİMİ

Sosyal gelişim, bireyin sosyal uyarıcılara ve grup yaşantısına, toplumdaki yaptırımlara karşı duyarlı olabilmesi, içinde bulunduğu grupla ya da yaşadığı kültürdeki diğer bireylerle geçinebilmesi onlardan biri gibi davranabilmesine “sosyal gelişim” denir.

Çocuğun, ailenin sosyal değerlerini algılamaya başlaması, bunları kendine göre eleştirmesi ve davranışa dönüştürmeye çalışması sosyalleşmesinin ilk göstergelerdir. Diğer gelişim alanlarında olduğu gibi, erken çocukluk çağında kazandığı sosyal değerler ve sosyal yaşantılar daha ileri yaşlardaki sosyal gelişimin temelini oluşturur.

Çocuğun sosyal gelişiminde birinci derecede aile bireylerinin önemli rolü vardır. Bir aile içinde yetişen çocuk aile kurallarını, toplumsal kralları, toplumda dengeli bir şekilde yaşamak için gerekli olanları, iletişimi, paylaşmayı, sorun çözmeyi vb. birçok şeyi öğrenir. Tek çocuğun olduğu ailelerde bu görev özellikle anne ve babalar düşer. Çocuğun başka kardeşleri de varsa sosyalleşme sürecinde diğer kardeşiyle kurduğu oyun grubunun da büyük etkisi olacaktır.

Çocuğun sosyalleşmesi kalıtımdan çok çevrenin etkisine yani öğrenmeye dayanır. Çocuğun çevresindeki kişilerle sürekli etkileşim içinde olması, onun sosyalleşmesini sağlar.

Çocuğun sosyal gelişimini iyi tanımak gerekir. Aksi hâlde çocuktan gelişim düzeyinin üstünde yapamayacağı davranışları isteyerek, onu uyumsuzlaştırmış veya gelişim düzeyine göre sosyalleşmesini geciktirmiş olabiliriz.

Sosyal Gelişimle İlgili Kavramlar:

Benlik: Benlik, bireyin fiziksel ve sosyal çevresiyle olan etkileşimleri sonucu kazandığı birtakım kişisel duygu, değer ve kavramlar sistemidir. (Tan, 1979)

Benlik kavramı bireyin zihinsel ve fiziksel özelliklerinin toplamı ve sahip olduğu bütün bu özelliklere ilişkin kendini değerlendirmesi olarak tanımlanır. (Lawrence, 1988)

Benlik kavramı, bir bireyin kendini algılama şekli, kim ve ne olduğuna, kimliğine ilişkin düşüncesidir. Başka bir deyişle, kendi hakkındaki duygu ve düşünceleri ve kendisi için önemli olan şekillerde başarılı olma yetisidir. (Yavuzer, 2004, 17)

Benlik saygısı, bireyin ne olduğu ile ne olmak istediği arasındaki farka ilişkin duygularını gösterir. Benlik saygısı insanların birer birey olarak, değerleri konusunda ulaştıkları kanıdır. Kendi benlik kavramını beğenmesi, onaylaması ve kendinden hoşnut olmasıdır. (A.g.e., 17)

Düşük Benlik Saygısı Olan Çocuğun Tipik Özellikleri:
• Görevden, denemeden kaçınır. Bu tepki başarısızlık kaygısı ve güçsüzlük belirtisidir.
• Bir oyuna veya ödeve başladıktan kısa bir süre sonra bırakır. En ufak bir hayal kırıklığında yaptığı işten vazgeçer.
• Bir oyunu kaybedeceğine veya başarısız olacağına inandığında yalan söyler.
• Başkalarını suçlayarak veya dış etkenleri ileri sürerek mazeretler bulur (“Öğretmen aptal.” “Öğretmenim delidir, çok ödev veriyor, herkese kızıyor, hiç suçu olmayanlara bağırıyor.”) veya olayların önemini hafife alır. (“Zaten ben bu oyunu gerçekten sevmiyorum.”)
• Okuldaki notları düşer veya alışılagelmiş tüm etkinliklere karşı ilgisini kaybeder.
• Sosyal olarak geri çekilir, arkadaşlarıyla olan ilişkisini kaybeder ya da azaltır.
• “Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum.” “Kimse beni sevmiyor.” “Ben çirkinim.” “Bu benim hatam.” veya “Herkes benden daha akıllı.” gibi kendine yönelik eleştiriler yapar.
• Övgü veya eleştirileri kabul etmede güçlük yaşar.
• Diğer insanların kendisi hakkındaki düşüncelerinden ve olumsuz akran davranışlarından aşırı derecede etkilenir. Okulu hafife almak, dersi bölmek, saygısız davranmak gibi tavır ve davranışları benimser.
• Evde ya aşırı derecede yardımcıdır ya da hiç yardım etmez. (A.g.e., 21)

Çocukların ve tüm insanların sağlıklı bir benlik değerine sahip olmaları için gerekli olan ögeler şunlardır:

• Emniyet duygusu.
• Katılımcılık duygusu.
• Kendini kontrol etme ve disiplin duygusu.
• Cesaretlendirme, destekleme ve takdir duygusu.
• Hataları ve başarısızlıkları kabullenme duygusu.
• Aileye mensup olmanın getirdiği benlik değeri.
• Sorumluluk duygusu.
• Ait olma duygusu.
• Amaç duygusu.
• Kişisel yeterlilik ve gurur.
• Güven duygusu.

Sonuç olarak çocuklara saygılı davranarak, onların görüşlerini alarak ve düşüncelerini dikkate alarak ve onların değerlendirmelerini takdir ederek çocukların benlik saygılarının artmasında aileler önemli rol oynarlar. Ebeveynler çocuğun gelişmesinde benlik saygısının önemli bir yeri olduğunu akılda tutmalıdırlar.

• Sosyalleşme-Sosyalleştirme: Bireyin içinde bulunduğu toplumda geçerli olan kural ve değer yargılarını öğrenmesi, onlarla uyum içinde olmasına sosyalleşme denir. Sosyalleştirmeyse bireye özellikle çocuğa üyesi olduğu topluluğun ya da toplumun töre, gelenek ve kültürel değerleriyle ölçülerini öğretme ve benimsetme işidir.

• Sosyal Olgunluk: Bireyin anlayış, duygu tutum, beceri gibi özellikler bakımından içinde yaşadığı toplumun beklentileri doğrultusunda gösterdiği olgunluktur.

• Kültür: Bir toplumun duyuş, düşünüş, yaşayış bakımından diğerlerinden ayıran gelenek, görenek ve adetlerin tümüne, toplumun yaşam biçimine kültür denir.

Sosyal Gelişim İçin Öneriler:

• Çocukların yaşlarına uygun olarak sosyal gruplar içinde yer alması teşvik edilmelidir.
• Çocuğun yaşına uygun sosyal aktivitelerde bulunması teşvik edilmeli ama etkinliğe zorlanmamalıdır.
• Sosyal olarak bulunulan ortamlarda (örneğin komşuluk ilişkilerinde) çocuk bir kenara atılmamalı, beklentiler önceden karşılıklı olarak konuşulmalı ve buna da uyulmalıdır.
• Sosyal gelişimde en önemli uyarıcı olan oyuncaklar, çocuğun yaşına ve gereksinimlerine uygun olarak seçilmeli, yaş büyüdükçe görüşleri alınmalı ve zamanla kendi oyuncaklarını seçmesine izin verilmelidir.
• Anne-babalar, çocukların oyununa katılmalı ve zaman zaman çocuğun oyununa davet beklemeden katılmayı bilmelidir.
• Evde çocuğun kendini ifade etmesine izin verilmelidir.
• Çocukları da ilgilendiren yaşantılarda (oyuncak, giysi, eş-dost akraba ziyaretleri, okul seçimi, arkadaş seçimi, tatil vb.) onun da görüşlerine başvurulmalıdır.
• Çocuğu, ne kardeşleri ne de diğerleri ile kıyaslamamak gerekir. Ona; tek, kendine has ve değerli bir varlık olduğu hissettirilmelidir.

Seçim ve tercihlerin de gerekçeleri dinlenmeli ve saygı duyulmalıdır. Seçim ve tercihlerini yanlış yaptığı düşünülüyorsa, ikna edilmeli aksi takdirde hata yapmasına göz yumulmalıdır. Çünkü hatalardan da öğrenilecek şeyler olduğu unutulmamalıdır.

 

ÇOCUKLARI TANIMAK

Çocukları tanıma ve değerlendirme; çocukla ilgili tüm bilgilerin, objektif, esnek fakat tutarlı bir şekilde çok çeşitli araçlar yardımıyla sistematik olarak toplanması, kayıt altına alınması ve bunları birbiri ile birleştirerek anlamlı ve güvenilir bir karar verme sürecidir.

Çocukları tanımak neden önemlidir?
• Çocukların gelişimsel özelliklerinin bilinmesi, yardıma ihtiyaç duydukları alanların ve güçlü yönlerinin tespit edilmesini sağlar.
• Çocukların ihtiyaçlarını karşılayacak etkili ve kaliteli eğitim programlarının oluşturulmasını sağlar. Çocukları tanımak için atılan adım sağlam bir başlangıç oluşturur.
• Çocukların özelliklerine uygun öğrenme yöntem, teknik ve araçların seçilmesi ve böylece etkili ve kaliteli öğrenme ortamlarının düzenlenmesine temel oluşturur.
• Çocukları güçlü ve gelişmeye açık özel gereksinmelerinin erken yaşlarda fark edilerek desteklenmesini, yönlendirilmesini sağlar.
• Çocukların kendi kendilerini tanımalarına fırsat yaratarak, bireysel ve sosyal farkındalıklarını geliştirir. Çocukların gelişimlerindeki ilerleme ya da sapmaları ölçmeyi sağlar. Böylece çocuk hakkında bir profesyonel olarak aileleri bilgilendirmede güvenilir bir rehberlik hizmeti vermek mümkün olur.

Çocukların Tanınması Gereken Yönleri:
• Beden gelişimi ile ilgili bilgiler.
• Ailesi, yakın çevresi ve yaşadığı çevre ile ilgili bilgiler.
• Kimlik bilgiler.
• Sağlık durumu ile ilgili bilgiler.
• İlgi ve yetenekleri ile ilgili bilgiler.
• Kişilik özellikleri ve geçmiş yaşantıları ile ilgili bilgiler.
• Bilgi ve beceri, başarı ve uyumu ile ilgili bilgilerin bilinmesi gerekir.

Çocukları Tanıma ve Değerlendirme Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar:

• Çocukları tanıma ve değerlendirmenin amacı, çocukların neleri bilmediğini değil, neleri ne kadar bildiğini ortaya çıkarmaktır. Çocukların bildiklerinden hareketle, yeni öğrenme alanlarına dikkatlerinin çekilmesi önemlidir.
• Tanıma ve değerlendirme çalışmaları kesinlikle çocuğun yapamadıkları üzerinde yoğunlaştırılmamalıdır. Çocuğun kendisiyle ilgili olumlu benlik algısı güçlendirilmelidir. Çocukların bildikleri kadar merak ettiği konularda dikkate alınmalıdır. Çocukların meraklarını gidermek için sordukları sorulara önem verilmelidir. Çocukları tanımak demek, çocukların neleri öğrenmek istediklerini de ortaya çıkarabilmek demektir.
• Çocuklar ne yaptıkları kadar nasıl ve neden yaptıklarını da düşünmelidirler. Çocuk yaptığı eylemlerin nedenini düşünmeden yaptığında, ezberci bir yapıya sahip olabilir. Çocuklarla öğrenme sürecinde, duygu ve düşünceleri ile ilgili konuşmalı, yaptıklarının amaçları hakkında paylaşımlar yapılmalıdır.
• Çocuklar aynı yaşta olsalar da birbirleri arasında farklılıklar olabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle çocuk merkezli çoklu değerlendirme, yöntem ve araçlarının kullanılması gerekmektedir.
• Çocukları tanıma ve değerlendirme çalışmaları eğitim programlarının bir parçasıdır. Eğitim ortamındaki her durum çocuk hakkında bir veri olarak dikkatle değerlendirilmelidir.
• Çocukları tanıma ve değerlendirmede aileleri ve yaşadıkları çevre koşulları da dikkate alınmalıdır.
• Çalışmalar düzenli ve sürekli olarak yapılmalıdır.
• Etik davranmalı, elde edilen bilgiler sadece eğitim amaçlı kullanılmalıdır.

ÇOCUK VE ARKADAŞLIK

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen:
“Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?”
“Delirdin mi?” der gibi baktı teğmen…
“Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!”
Ama asker o kadar ısrar etti ki teğmen izin vermek zorunda kaldı.
“Peki, dene bakalım!”
Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.
Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:
“Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş!..”
“Değdi Komutanım, değdi!” dedi asker.
“Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?”
“Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu…Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için…”
Ve hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
“Geleceğini biliyordum! Geleceğini biliyordum!..”

Arkadaşlık, çocuğun aile ortamından çıkıp kendi yaşıtları ile iletişim kurmaya başlamasıdır. İlk çocukluk döneminde başlayıp gelişen bir ilişkidir. Özelikle arkadaşlıkların başladığı 3-6 yaş dönemi, çocuğun kendini ifade etmesi açısından büyük önem taşır.
Oyun çağındaki çocukların arkadaş edinmesi doğal bir durumdur. Önemli olan çocuğun kaynaşabileceği oyun ortamı bulabilmesidir. Her çocuğun sosyal gelişimi için uygun arkadaş çevresi gereksinimi vardır. Genelde anne babalar çocuğun yaşı küçükken arkadaş seçiminde etkili olurlar. Belli bir yaştan sonra bu konuda etkileri azalır. Çocuğa arkadaş çevresi ile ilgili doğrudan yapılacak yargılamalar ve suçlamalar onu çoğu zaman anne baba ile karşı karşıya getirecektir. Bu nedenden dolayı arkadaş çevresi oluşturmak anne babaların küçük yaşlarından itibaren çocuğa verdikleri bazı prensipler ile şekillendirmeye çalışmaları daha uygundur.

Çocuğa arkadaşlık ilişkilerinde nasıl yardımcı olunmalı?
• Çocuğa iyi arkadaşlık becerilerini öğretin.
• Çocuğun eve arkadaşlarını getirmesine izin verin.
• Çocuğa kendi arkadaşlarını seçme şansı tanıyın.
• Çocuğun arkadaşlarıyla dalga geçmesine izin vermeyin.
• Çocuğa yol gösterici olun.
• Çocuğunuzun kendine güvenmesini sağlayın.
• Yanlış ilişkilere izin vermeyin.
• Arkadaşlık ilişkilerini yakından izleyin ve gözlemleyin.
Sonuç olarak, iletişim becerilerinin yaşın ilerlemesiyle ve çocuğun aile ortamında kazandığı, öğrendiği deneyimlerle arttığı düşünüldüğünde, sosyal bir ortam ve arkadaş edinme ihtiyacı, kabul görme, anlaşılma ve paylaşabilme olanağını sağlama açısından önemlidir. Çocuğun duygularını kontrol edebilmesi, empatik davranabilmesi, bireysel farklılıkları fark edebilmesi ve kendini ifade edebilmesi sosyal gelişiminin önemli parçalarıdır. Bu nedenle aileler çocuklara destekleyici ve denetleyici tutumlarla onların sosyal ilişkilerini geliştirmelerine fırsat tanımalıdırlar.

ÇOCUK VE OYUN

Oyun, çocuğun fiziksel, bedensel, zihinsel, dil ve sosyal kapasitesinin gelişmesine fırsat vererek toplum içindeki sosyal rolünün, özdeşiminin ve kendini diğer bireylerden ayıran özelliklerin farkına varmasını sağlar.

Özellikle 2-6 yaş arasında oyun oynamaya ihtiyaç duyduklarından oyun çağı ya da oyun dönemi olarak adlandırılır. Çünkü çocuk günün yarısını uyku ve yemek yeme dışında kalan zamanını hep oyun oynayarak geçirir.

Oyun oynayan çocuk, zaman ve mekân kavramlarına ait bilgileri çok doğal bir ortam içinde öğrenir. Grup oyunlarında bekleme, devam etme, başlama, bitirme, gibi durumlar zaman kavramının yaşam içinde özümlenmesini sağlar. Ayrıca, bahçede, sınıfta değişik köşelerde yapılan etkinlikler de mekân kavramının gelişimini destekleyici niteliktedir. Bunların yanı sıra, çocuk oyun içinde oyun materyallerini değişik durumlarda kullanarak, renkleri birbirine karıştırarak, nesneleri bir kaba doldurup boşaltarak materyallerin niteliksel ve niceliksel özellikleri hakkında bilgi edinir.

Günümüzde gelişen teknoloji çocukların fiziksel, bedensel, zihinsel, dil ve sosyal kapasitesinin gelişmesini büyük ölçüde etkilemektedir. Nedeni ise bilinçsiz çoğu anne-babaların çocuklarına atari, bilgisayar, internet, cep telefonları vs. gibi oyuncaklar satın alıp onların odalarına kapanmalarına neden olmalarıdır. Böylece çocuklar boş zamanlarını dışarda arkadaşlarıyla birlikte değil de oyuncaklarıyla baş başa geçirirler. Bu da gelişmekte olan çocukları her yönüyle olumsuz şekilde etkilemektedir.

Bu konuda anne ve babalar çok dikkatli olup çocuklarına sınırlamalar koymalılar ve daha çok dışarlarda arkadaşlarıyla vakit geçirmelerine özen göstermelidirler.

Çocuklara Oyun Ve Oyuncak Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar:

• Oyuncak kutusunda kilit olmamalı ya da kendiliğinden kapanan ama çocuğunuza zarar vermeyecek bir mekanizma bulunmalı.
• Oyuncaklar çocuğun yaşına uygun olmalı.
• Kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı küçük parçaları olmamalı.
• Sivri uçları, kesici kenarları olmamalı.
• Parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri olmamalı.
• Gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalı.
• Çocuğunuza uygun büyüklükte ve ağırlıkta olmalı.
• Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı.
• Oyun değeri olmalı ve sadece yıkıcı deneyler yapmak için kullanılmamalı.
• Oyuncaklar düzenli olarak gözden geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar atılmalı.
• Oyun alanının tabanı yumuşak, etrafı çitle kaplı olmalı.
• Oyun alanından zehirli bitkiler temizlenmeli.
• Oyun araç ve gereçleri yere güvenli bir şekilde sabitlenmeli.
• Bozuk paralar, kibrit, çakmak, sigara izmariti oyun alanında olmamalı.

Oyunun Faydaları:

• Çocuğa kurallara uymayı, sorumluluk almayı, işbirliğini ve diğer insanlara saygılı olmayı öğretir.
• Girişimci olma, tehlikeyi göze alma, karar verme ve problem çözme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olan önemli bir unsurdur.
• Oyun sırasında çocuğun kendisine güvenini geliştirme, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamada, kendi kendine yeterli olabilme gibi nitelikler kazandırır.
• Çocuğun benlik ve sosyal gelişiminde oyun etkili bir gelişimsel süreçtir.
• Çocuğun dikkatinin yoğunlaştırılması ve bunun sürdürülmesine olanak sağlar.
• Oyun sırasında dikkatini bir noktaya toplama deneyimleri yapan çocuk bunu günlük yaşantısına da aktaracaktır.

 

KÜÇÜK FİLOZOFLARDAN ÖĞRETİLER

Merhaba sevgili okurlarım.

Yeni çıkan ve altıncısı olan küçük filozoflardan öğretileri isimli kitabımın önsözünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Okumanızı özellikle tavsiye ederim.

Dünyada iki şeyi çok severim. Birincisi çocuklar, ikincisi de kitaplardır. Çocuklar bizim bugünümüz, yarınımız daha açıkçası ileride bizlerin yerini alacak olan büyüklerimizdir. Onlar en büyük eserimizdir. Onları yarına hazırlamak, hepimizin kutsal görevidir. Bu görevimizi eksiksiz yerine getirmek zorundayız. Çünkü yarınlar onların olacaktır.
Kitaplar ise bizleri güneş gibi ısıtıp aydınlatan çok değerli yapıtlardır. Yemek, içmek nasıl bedenimizin ihtiyacı ise, okumakta ruhumuzun vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Sıkıntımızı unutmak; hayatımızı, ruhumuzu, kafamızı, düşüncelerimizi ve fikirlerimizi aydınlatmak için mutlaka okumaya ihtiyacımız vardır.
Kitap, hiç şüphesiz fertlerin ve milletlerin hayatını değiştiren, yenileştiren ve ilerlemelerini sağlayan en önemli vasıtalardan biridir. Bizi maddi manevi yönden üstün kılan bilgiler, kitap sayfaları arasındadır. İyi kitap, insan da olumlu ilgilerin uyanıp gelişmesine yardım eder.
Hayatımın yarısı okumakla, yazmakla ve çocuklarla iletişim içinde geçti ve de gçiyor. Çocuklardan çok şey öğrendim. Doğru bildiğim birçok yanlışları çocukların sayesinde farkedebildim. Onlar benim hayatta gerçek öğretmenlerim oldu. Her zaman diyorum; “Keşke bu güzel dünyamızı çocuklar yönetse!” Çünkü temiz vicdanları vardır.
Ne zaman bir araya gelseler, hemen kaynaşıp oynamaya ve paylaşmaya başlarlar. Kendi aralarında hemen yeni bir dünya kurarlar. Ne kavga, ne sömürü, ne sınıf ayrımı, ne de din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet ayrımı yaparlar. Böyle bir utanç onlarda görülmez.
Kısacası çocuklar ve kitaplar bizim en iyi rehberlerimiz yani öğretmenlerimizdir. Her ikisininde değerini çok iyi bilmeliyiz. Eğer çocuklara ve kitaplara değer vermezsek yarınlara da umutla bakmamız mümkün değildir.
Bu kitabımı okurken hem gülecek, hem düşünecek hem de duygulanacaksınız. Çünkü kitabın içeriği eğitici, eğlendirici, düşündürücü birbirinden güzel hikâyelerle doludur.
Güzel okumalar dileğimle.

Mustafa Birgin 2017, Viyana

ÇOCUK VE HARÇLIK

Harçlık çocuğun sorumluluk duygusunun gelişmesi için önemli bir araçtır. Anne babalar çocuklarına harçlık verirken; çocukların bireyselliklerini destekledikleri gibi yetişkinlik dönemlerindeki para ile ilişkilerinin de temelini oluştururlar. Çocuğa harçlık verme ve verilen parayı iyi kullanabilmesinin sağlanması eğitimin bir parçasıdır.

Çocuğa kaç yaşından itibaren harçlık verilmeli?
Çocuğa harçlık verilmesine 6-7 yaşlarında başlanmalıdır. Çocuğun yaşı büyüdükçe parayı kontrol etme, hesabını iyi yapma ve bütçesine göre harcama planını yapma konusundaki becerileri gelişecektir. Bu durum dikkate alınarak, lise öğrencisine aylık harçlık verilerek para kullanma becerisinin daha da gelişmesi sağlanabilir. Ancak parasını harcadığı yerler yine iyi izlenmeli ve çok hissettirmeden denetimi yapılmalıdır.

Çocuğa nasıl harçlık verilmeli?
Harçlık, günlük veya haftalık verilebilir. Harçlığın belli bir düzen içinde çocuğa verilmesi en uygun ve tutarlı yoldur. Çocuk, harçlığını biriktirerek bir eksiğini karşılamaya veya çok istediği bir malzeme ya da oyuncağı almaya teşvik edilmelidir. İlgi ve merakı doğrultusunda doğru ve yararlı şeylere para harcaması, ihtiyacı doğrultusunda alışveriş yapması için rehberlik edilmelidir.
Çocuğa harçlık verilirken “ben eskiden çok çektim, çocuğum çekmesin” anlayışı yanlıştır. Harçlık ne çok fazla ne de çok az verilmelidir. Abartılı harçlık doyumsuzluğa, kısıtlı harçlık ise “değersiz olduğunu düşünme” ve sonucunda saldırganlık ve itaatsizlik duygularına dönüşebilir. Anne ve baba, iyi bir rehberlik yapabilirse, bazı hedefler koyarak çocuğunun parayı ihtiyacı kadar harcayıp geri kalanını biriktirmesine, sabır ve parayı daha etkin kullanabilme kabiliyetlerinin gelişmesine yardımcı olabilir.

Harçlığın faydaları:
Düzenli ve disiplinli bir şekilde verilen harçlık çocuğun sorumluluk ve sahiplenme duygusunu geliştirir. Anlık ve geçici isteklerini erteleyebilme ve ihtiyaçlarını öncelik sırasına koyma becerisi kazandırır. Özellikle de tasarruflu olmayı elde ettiklerinin değerini bilmeyi öğretir.
Sonuç olarak, çocuğun yaşına ve sınıfına uygun olarak, ihtiyaçlarını karşılamak ve bir kısmını da biriktirebilmesini sağlamak üzere yeterli miktarda ve düzenli bir harçlık vermek en sağlıklı yoldur. Çocuğun talebine göre verilecek harçlık miktarında sık değişiklik yapmak uygun bir yaklaşım değildir. Çocuğun sahip olduğunun değerini bilmesi ve bütçesini ihtiyacına göre doğru planlamayı öğrenebilmesi için önemli bir neden olmadıkça verilecek miktar önceden belirlenen süre içerisinde sabit tutulmadır. Çocuk ne kadar süre içinde elinde ne kadar parası olacağını bilmeli ve harcamalarını buna göre planlamalı, aldığı harçlığı biriktirme ya da harcama kararını kendisi vermelidir. Bu onun yetişkin yaşlarda parasını iyi kullanması için bir deneyim ve hazırlık süreci olacaktır.

ÇOCUK VE BAŞARI

Her aile çocuğunun başarılı olmasını ve her öğretmen sınıfındaki her çocuğun başarılı olduğunu görmek ister. Her çocuk ise takdir edilmeyi, saygı duyulmayı ve güvenilmeyi ister. Tabii ki bu istekler öyle kolayca yerine gelmemektedir. Bunun için öncelikle anne ve babaya daha sonra da öğretmenlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Çünkü çocuğun başarısını etkileyen faktörler önce evde anne ve baba ile geçirilen zamanda başlar. Sonra okulda ve çevrede devam edip gider.

Çocuğun doğduğu andan itibaren uyku düzeni, yeme düzeni, egzersiz ve hareket etme düzeni, evdeki disiplin ve aile içi ilişkiler çocuğun başarısını en temel etkileyen faktörlerdir.

Çocuğun başarılı olması nasıl sağlanır?

Sevgi: En önemlisi çocuklarınıza destek olup kayıtsız şartsız sevdiğinizi belli etmek! Sürekli fiziksel kontak (dokunmak, okşamak, öpmek) sayesinde çocuğunuzla tensel yakınlık kurmak ve baş başa kaliteli zaman geçirmek.

Anne-baba teşvikçi olmalı: Anne baba önce çocuklarına örnek olarak işe başlamalıdır. Evde düzenli aralıklarla kitap okuma günleri yapılmalı ve çocuklar kitap okumaya özendirilmelidir. Atalarımızın dediği gibi, üzüm üzüme baka baka kararır misali.

Çalışmak için ortam hazırlanmalı: Çocuğun dikkatini dağıtacak gürültü, patırtı gibi ortamdan uzak, iyi aydınlatılmış bir oda ve çalışma araç gereçleri bulunmalıdır.

Bağımsızlık: Çocuğunuza saygı gösterin. Onu kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi kendine karar verebilen, kendine güvenli bir birey olarak yetiştirin.

Eğitim ve öğrenim: Eğitim ve öğrenimin önemini sürekli ortaya koyun, bunu adeta aşılayın çocuğunuza. Siz de yaşantınıza daima öğrenmeyi dâhil edin ki; çocuğunuz için eğitim yaşam biçimi haline gelsin.

Yaşamı başarıyla idare edebilme yeteneği: Çocuğunuza düzenli bir iş ve gelir sahibi olarak sağlıklı bir model sunun. Yaşamla başa çıkmanın yollarını böyle öğrenecektir.

Davranış: Çocuğunuza davranış eğitimi verirken olumlu yaklaşımları kullanarak istediğiniz davranışların oturmasına çalışın. Çocuğunuzun iyi davranışlarını hemen takdir edin.

Sağlık: Yaşayış ve beslenme şeklinizle çocuğunuza sağlık açısından ideal bir denge sağlayın. Düzenli spor yapın. Çocuğun ilgisi olan bir müzik aletini çalmasına özen gösterin. Çünkü müzik ruhun gıdasıdır.

 

ÇOCUK VE MOTİVASYON (GÜDÜLENME)

Asimo, Japonya’da yaşayan, derslerinde son derece başarılı ve judoya da hayli meraklı dokuz yaşlarında bir öğrencidir. Talihsiz bir trafik kazası sonucunda, sol kolunu kaybeder ve uzunca bir süre judoya ara vermek zorunda kalır. Bu esnada Asimo’yu en çok üzen şey, judo derslerine devam edememek ve ileride ideallerini süsleyen ünlü bir judo ustası olmaktan uzaklaşmaktır. Bu durum küçük çocukta gitgide bir problem hâlini almaya başlar. Bu durumdan aile de rahatsızdır, ancak yapacak bir şey bulamazlar. Umutsuzluk ve hayal kırıklığı çocukta, yavaş yavaş depresyon belirtilerinin görülmesine sebep olur. Ailenin tedirginliği de iyice artar. Sonuçta çocuğun babası Japonya’daki en iyi judo hocalarından birine giderek durumu anlatır. Judo hocası durumun ciddi olduğunu anlar ve babasından, yarın çocukla beraber gelmesini ister.
Çocuk bu durumu öğrenince müthiş bir sevinç duyar. Ertesi gün babasıyla beraber antrenman salonun yolunu tutar. Judo hocasının yanına geldiklerinde, judo hocası, çocuğu tanıyabilmek için birkaç soru sorar. Aldığı cevaplardan memnundur. Çünkü çocuğun verdiği cevaplar, hâlâ ideallerinden bir şey kaybetmediğini, hedefine ulaşmak adına müthiş bir azim ve kararlılığa sahip olduğunu göstermektedir.
Judo hocası çocukla özel olarak ilgilenir, onu rahatlatmaya çalışır ve bir hareket göstererek o günkü derslerinin bittiğini söyler. Çocuk da babası da şaşırmıştır. Eve dönerler. Ertesi gün çocuk gelir ve Judo hocası genel kondisyon hareketlerinden sonra, dünkü hareketi gösterir ve çocuktan gidene kadar aynı hareketi çalışmasını ister. Çocuk denileni harfiyen yapar. İkinci gün, üçüncü gün, dördüncü gün…, hep aynıdır. Çocuk aynı hareketi çalışır ve eve döner. Aradan birkaç ay geçince, çocuk aynı hareketi yapmaktan iyice sıkılır ve durumu hocasına bildirir. Judo hocası sabırlı olmasını ve dediklerini yapmaya devam etmesini söyler. Asimo hocasını dinler ve çalışmalara devam eder.
Aradan yaklaşık olarak beş yıl geçmiştir ve Asimo bıkmadan usanmadan judo derslerine gider. Antrenman salonunda yaptıkları hep aynıdır: Genel kondisyon hareketlerini çalıştıktan sonra, hocasının kendisine göstermiş olduğu o özel hareketi yapmaya devam etmek.
Gelecek ay ülke çapında büyük bir judo turnuvası düzenlenecektir. Judo hocası Asimo’yu turnuvaya götürme kararı alır. Durumu Asimo’ya bildirince, genç judocu sevinçten havalara uçar. Turnuva günü gelip çatar. Turnuvanın ilk günü genç judocu rakibini kısa süre içinde yener. Derken ikincisi, üçüncüsü… Genç judocu yarı finale kadar çıkar ama bu duruma kendisi de inanmaz. Yarı finalde kendisini zorlu bir rakip beklemektedir. Hocasına yarı finalde ne yapacağını sorar. Hocasının cevabı gayet nettir:
“Buraya gelene kadar ne yaptıysan aynısını yap!”
Genç judocu denileni yapar, rakibini yener ve final maçına adını yazdırır. Finalde rakibi son beş yılın turnuva şampiyonudur. Asimo tedirgindir ama hocasına bir şey sormaz. Çünkü alacağı cevabı tahmin etmektedir: “Buraya gelene kadar ne yaptıysan aynısını yap!”
Finalde de rakibini yener ve doğruca hocasının yanına giderek:
“Hocam, bu başarıyı nasıl elde ettiğime bir türlü anlamadım. Benim bir kolum eksik, evet kondisyonum iyi ama bildiğim yalnızca bir hareket var,” der.
Hocası gülümseyerek talebesine şöyle cevap verir:
“Bak evlâdım, öncelikle sen bu harekete beş yıldan beri çalışıyorsun. O kadar çalıştın ki bu hareketi senden daha iyi yapabilen kimse yok. İkinci olarak da o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir.

Motivasyon, bir kişiyi belli bir amaca ulaşmak için harekete geçiren güçtür. İhtiyaçları belirlemek, bunlar üzerinde odaklanmak ve harekete geçmek için pozitif bir bakış açısına sahip olmak motivasyonu artırmak için gerekli temel süreçlerdir. Bir başka deyişle, motivasyon kişiyi harekete geçirmektir. Coşkusunu artırmak, gücüne güç katmaktır.

Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı, çocuğu anlamaktır. Bunun olabilmesinin yolu da aile içinde “olumlu bir iletişim ortamı” kurulmasıyla olur. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini tanır (zayıf ve güçlü yönleriyle), olduğu gibi kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenir. Böyle bir ortamda yetişen çocuk, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir bu da ona güç verir.

Çocukları Motive Etmenin Yolları:
• Anne baba olarak kendi tutum ve davranışlarınızı gözlemleyin. Çocuğunuzla ilgili sormanız gereken en önemli sorulardan biri ona yeteri kadar zaman ayırıp ayırmadığınızdır. Çocuğunuza ihtiyacı olan zamanı ayırmamanız onun olumsuz bile olsa ilgi arayışına girmesine neden olabilir.
• Çocuğunuza onun başarısız olma ihtimalinin sizi fazlasıyla rahatsız etmesinden dolayı farkında olmadan “yetersizsin” mesajı vermemeye özen gösterin.
• Çocuğunuzdan konu her ne olursa olsun “mükemmel” olmasını beklemeyin.
• Çocuğunuza yapması gerek şeyi iletmek için bir ya da iki kelimeden oluşan kısa komutlar verin. Uzun konuşmalar, sonu gelmeyen nasihatler ve birden çok mesaj içeren cümleler çocuğunuzun söylediklerinize yoğunlaşmasını engeller.
• Sürekli ne düşündüğünüzü söylemek yerine çocuğunuza samimi ve içten duygularınızı yansıtın. “ödevlerin yapılmadı, sen oyun oynayıp duruyorsun” yerine “ödevlerini yapmak yerine zamanını boşuna harcamana üzülüyorum” demek daha etkilidir.
• Çocuğunuzu motive etmek için destekleyici, yüreklendirici bir yaklaşım sergileyin.
• Çocuğunuzun minik başarılarını asla küçümsemeyin. Bu, kendisini gerçekten farkında olduğunuzu çocuğunuzun anlamasına yardımcı olacaktır.
• Çocuklarınızı, kendi değer yargılarınızın ve sizin bir kopyanız haline getirmek, hayata ve dünyaya sizin bakış açınızla bakmasını beklemek onların motivasyon eksikliği yaşamalarının sebeplerini anlamanıza engel olabilir. Bunun yerine her çocuğu ayrı bir birey olarak kabul etmek işinizi size yardımcı olabili

ÇOCUK VE İLETİŞİM

İletişim; duygu, düşünce ve bilgilerin söz, el, kol, baş hareketleri, yazı, görüntü vb. aracılığı ile bir kimseden başka bir kimseye iletimidir. Yani iki kişi arasındaki mesaj alışverişidir.
İletişim insanlar asındaki en önemli sosyal araçtır. Birbirimizi anlamak, kendimizi ifade edebilmek, bize anlatılanı kavramak öncelikle doğru iletişim becerileriyle mümkün olabilir.
İletişim tüm insani ilişkiler açısından çok önem taşır. O hâlde başarılı ve doğru bir iletişim nasıl sağlanır?
• Empati kurabilmek yani karşımızdaki insanın duygularını anlamaya çalışmak ve olaylara onun penceresinden bakabilmek en önemli iletişim kuralıdır.
• Doğru ve samimi olmak. Abartısız ve içten davranmak da iletişimdeki temel faktörlerden biridir.
• Karşımızdaki insanlara koşulsuz saygı göstermek. Yargılamadan, eleştirmeden öncelikle insan olmalarının bilinci ve hoşgörüsüyle davranabilmek.
• Konuşurken mutlaka göz teması sağlamak.
• İletişim sadece konuşmak değildir. İyi bir dinleyici olmak da iletişim kurallarındandır.

İletişimin ilk temelleri ne zaman atılır?

Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişimin ilk temelleri bebeklik döneminde atılır. Bebeğin kendilerine gülümsediğini gören anne ve baba da ona gülümseyerek ve konuşarak karşılık verirler. Bu bebeği daha da mutlu eder. İyi gözlemci olan ve bebeğin diyalog isteğini fark eden anne-babalar bu konuda daha başarılı olurlar. Anne-baba ve çocuk arasındaki mesaj alışverişi yalnız konuşulan sözcüklerle sınırlı kalmaz, onların ötesinde anlamlar taşır. Karşılıklı bilgi alışverişinden başka duyguları da paylaşırlar ve birbirlerine destek olurlar.
İyi iletişim kurmayı başarabilen aileler yaşamlarındaki acı-tatlı tüm olayları ve sorunları paylaşmayı bilen ailelerdir. İyi iletişim kurmak için çocukla yalnızca konuşmak yetmez; aynı zamanda ona hareketlerle duyguların da hissettirilmesi, yani vücut dilinin de kullanılması gerekir. Bu da zamanla öğrenilebilen bir durumdur.

Çocukla iletişim kurarken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

• Öncelikle çocuğunuzu iyi dinlemeyi öğrenmelisiniz. Onu dinliyormuş gibi yapmayın, Bunu hemen hisseder. Eğer bir işiniz varsa biraz beklemesini ve birazdan onu dinleyeceğinizi ifade edin.
• Onunla konuşurken göz göze gelmelisiniz, bu onun kendisini önemli hissetmesine neden olur. Konuşma başlamadan önce onu kucağınıza alabilir ya da onun mesafesinde oturabilirsiniz. Yukarıdan konuşmanız onun karşısında bir güç olduğunuz imajını yaratabilir. Söylediklerini anladığınızı belli etmek için onay işaretleri verin (başınızı sallamak, hıı hıı, evet, seni anlıyorum gibi.)
• Görüşlerini saygı ile dinleyin. Haksız olduğu bir konu söz konusu olsa bile dinlenmeye hakkı vardır. Kendi duygularını, düşüncelerini tanımalı ve özgür bir ortamda bunu her zaman söyleme hakkı olduğunu bilmelidir. Kendisini rahatlıkla ifade edebilen bir çocuk kendisine daha çok güvenir.
• Sorunlarını çözmek için kendisi çaba göstermelidir. Zorlandığı anlarda çözümsel davranmayın sadece ona yol gösterin. Çözümü kendisi bulabildiğini görebilsin.
• Yanlış bir davranış yapmış olsa bile ondan bahsederken öncelikle olumlu olan yönlerini vurgulayın. Bu davranışı ile onu sevmenizden bir şey eksilmediğini hissettirmelisiniz. Olumlulardan sonra olumsuz davranışlar nedenleri ile vurgulanmalı ve çözüm için birlikte yeni kararlar alınmalıdır.
• Almış olduğunuz her yeni karar ya da koymuş olduğunuz her kural kararlı ve sürekli bir biçimde uygulanmaya devam edilmelidir. Sağladığınız tutarlılık doğru davranışın yerleşmesini sağlayacaktır.
• Ona gün içerisinde yaşına uygun sorumluluklar verin. Yapmış olduğu her sorumluluk için dönem dönem ona teşekkür etmeyi unutmayın.
• Gün içerisindeki yapacağı her şey yaşına uygun bir şekilde planlanmalıdır. Ne kadar süre televizyon izleyecek, saat kaçta uyuyacak, oyuncaklarını ne zaman toplayacak gibi. Bunun bilincinde olan bir çocuk kendi sınırlarının ve birey olduğunun daha çok farkındadır.
• Anne ve baba olarak her akşam onunla özel rutin aktiviteler planlayın. Bir çocuk için annenin yeri ayrı babanın yeri ayrıdır. Bu nedenle birbirinizin rollerini almak için çaba göstermeyin. Her akşam sizinle en az bir şey yapacağını bilmesi onu mutlu eder, rahatlatır ve ilişkinizi güçlendirir.
• Onu sevdiğinizi dile getirmelisiniz. Sevgiyle büyüyen bir çocuk yaşam karşı çok daha güçlü durur.
• Söz verdiğiniz şeylerde kesinlikle geri çekilmeyin. Bu onun size olan güvenini zedeler.
• Ona ait olan sınırları aştığında uyarıda bulunun. Bu uyarılar çocuğu azarlayacak ya da rencide edecek biçimde olmamalıdır. Açıklayıcı bir uyarı, bu davranış sonrasında ondan beklediğiniz davranış biçimi ve kararlı bir tutumla zaten istediğiniz sonucu alabilirsiniz.
• Bir çocuk yetiştirirken sabırlı olmak ve karşınızdakinin bir çocuk olduğunun farkında olmak çok önemlidir. Sabırlı olabilmeniz için kendinize de zaman ayırmalı, yaşamdaki yerinizin ve beklentilerinizin daha fazla farkında olmalısınız. Unutmayın, mutlu anne-babalar daha mutlu çocuklar yetiştirebilecektir.

İletişim engelleri nelerdir?

• Emir vermek, yönlendirmek.
• Uyarmak, gözdağı vermek.
• Ahlak dersi vermek.
• Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek.
• Yargılamak, eleştirmek, suçlamak.
• Ad takmak, alay etmek.
• Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak.
• Yatıştırmaya, avutmaya çalışmak.
• Soru sormak, sorgulamak.
• Konuyu saptırmak.

Söz Hakkı:

Çocuklara söz hakkı verin. Çünkü söz hakkı verilen çocuk aşağıdaki nitelikleri kazanır:
• Söz hakkı olan ve dinlenen çocuk anne ve babasıyla daha sağlıklı iletişim kurmayı başarır.
• Dinlendiğini fark eden çocuk daha huzurlu olur.
• Çocuğun kendini ifade etme yeteneklerinde önemli bir artış olur.
• Anne babalar kendini anlatıp ifade edebilen çocuklarının problemleri, korkuları, beklentileri hakkında daha geniş bilgiye sahip olur ve ona daha fazla yardımcı olabilirler.
• Söz hakkı tanınan çocuk ileriki yaşamında problemleri konuşarak çözmeyi öğrenir. Bu da ona, meslek ve aile yaşamında daha büyük başarılar sağlar.
• Kendini sözel olarak ifade edebilen bir çocuk, kendi problemlerini kendi ürettiği çözümlerle çözünce önemli oranda özgüven kazanır.
• Çocuğun kendini ifade edebildiği ailelerde kavgalar daha az olur.
• Kendini sözlerle ifade edebilen çocuk mutlu bir çocuktur.
• Çocuk duygularını, düşüncelerini sözcüklerle anlatabildiğinde daha az şiddete yönelir. Kardeşi ve arkadaşlarıyla arasında daha sağlam dostluklar ve sevgi köprüleri kurulur.
• Kendini ifade edebilen çocuk, yaratıcı enerjisini, fark edilmek, değer görmek için bir sürü oyun oynayıp yaramazlık yaparak değil, daha üretici ve yararlı faaliyetlere harcar. Bu da onun kişiliksel, kültürel gelişimine büyük katkı sağlar.
• Kendisine söz hakkı tanınan çocuk sevildiğini hisseder. Yüreğinde sevgiyi çoğaltır ve sevgi dolu bir kişilik geliştirir.
• Söz hakkı tanınan çocuk ileriki yaşlarında bağımsız, sorumluluk sahibi, üretici, özgüveni tam bir birey olarak topluma kazandırılır.

İletişimin Önemi:

Derslerinde yardımcı olduğum 9 yaşında bir erkek öğrencim vardı. Bir gün yine ders çalışmaya yanıma geldiğinde morali hayli bozuktu. “Her şey yolunda mı?” diye sorduğumda, “Evet,” dedi. Ama ben yine de bir sorunu olduğunu anlamıştım. Dersten sonra kendisini eve ben götürüp annesine, “Bugün çocuğun morali bozuk, bir durum mu var?” diye sordum. Annesi de, “Son bir haftadır böyle, ben de anlamadım. Eve geliyor, selam vermeden odasına gidiyor, bir şey söylesem tersliyor. Bilmiyorum ki ne yapsam?” dedi. Ben de, “Siz bir şey yapmayın, ben diğer derste sorunu çözmeye çalışırım.” dedim.
Bir hafta sonra yine yanıma geldi ve aynı durumdaydı. Ben çocuğa, “Bugün ders çalışmayacağız, biraz sohbet edeceğiz. Her zaman da ders olmaz ki değil mi ya?” dedim. “Evet,” deyip başını salladı. Ben devam ettim: “Senin bir sorunun var ama bana demiyorsun. Eğer sorununu bana söylersen, sana söz veriyorum çözümü için elimden geleni yapacağım.” “Evet, bir sorunum var ama hocam sen bunu çözemezsin!” dedi. Ben de, “Hele bir söyle bakayım, belki çözülmesinde yardımcı olurum,” dedim. Çocuk başladı anlatmaya: “Annemle birlikte gezmeye gitmiştik. Bir markette 10 €’ya bir elektronik oyuncak araba aldım. Fakat bu oyuncağı annem evde yanlışlıkla üzerine basarak kırdı ve bana, “Yarın okuldan sonra birlikte gider yenisini alırız,” dedi. Ertesi günü okuldan gelip anneme söyledim ama o bana yine, “Yorgunum, yarın gidelim,” dedi. Ertesi gün aynısı. Yani oyuncağı satın almadı. Bana söz verdi almıyor!” dedi.
Çocuk olayı anlattıktan sonra durum hemen anlaşıldı. Ben tekrar çocuğu evine götürdüm. Annesini dışarı çağırarak, “Hemen bugün ya da yarın oğlunu markete götür ve aynı oyuncağından bir tane al!” dedim. Annesi de “Tamam,” dedi. Ertesi gün çocuğun annesi beni aradı ve problemi çözdük hocam çok sağ ol. Şimdi önceki gibi yine tatlı ve çok sevecen oldu,” dedi.

Çocuklarınıza karşı tutarlı ve kararlı olun. Ona, tutabileceğiniz sözler verin. Tutamayacağınız sözler kesinlikle vermeyin. Örneğin, bir hafta sonu birlikte tiyatroya gitmeye karar verdiniz. O gün geldi. Siz tam hazırlanırken birden kar veya yağmur yağmaya başladı. Hava da çok soğudu. Arabanız da yok. Bu durumda yani sözünüzü tutmanızı zorlaştıracak bir engel çıktığında hemen vazgeçmeyin. Yapmanız gereken kalın giyinmek ve elinize şemsiyenizi alıp, “Hadi bakalım, tiyatroya gidiyoruz!” demek olacaktır.

Söz verip sözünü tutmayan ya da tehdit edip yerine getirmeyen ana-baba, çocukta sorumluluk duygusunu ve otokontrolü geliştiremez.

ÇOCUK VE CEZA

Çocukları eğitmede kullanılan yöntemlerden bir diğeri de cezadır. Eğitimde ödüllendirmek kadar cezanın da etkili olduğu açıktır. Ancak uygulanacak ceza çocuğa insanlar arası ilişkileri anlatacak türden olmalı, bedensel cezaya hiçbir biçimde başvurulmamalıdır. Özellikle dayağa başvurmak çok tehlikelidir. Çocuk dövüldüğünde bedensel izi çabucak kaybolur. Fakat bedensel cezanın oluşturduğu duygusal yaranın onarımı çok güçtür. Çünkü dayak, öğretici değeri az, etkisi kısa süren bir yıldırma yöntemidir. Mesela, anne-babanın dayak atmasıyla davranışlarını düzelten bir çocuk, anne-babanın gördüğü yerlerde düzgün davranacak, görmediği yerlerde yine yanlışlara devam edecektir. İstenilen bir davranışta bulunmayan çocuğun bazı isteklerden yoksun bırakılması, örneğin beklediği armağanın verilmeyişi, bir gezi programının ertelenmesi, sokağa çıkma yasağı, televizyon izleme yasağı gibi. Çocuklar için gerçekten önem taşıyan durumları ceza aracı olarak kullanmak iyi olur. Eğitimde önemli olan çocuğa istek kazandırarak doğru davranışlar kazandırmaktır.

Cezada kullanılacak diğer bir yöntem, çocuğa yaptığını düzelttirme yöntemidir. Kırdığı eşyayı harçlığıyla alması gibi. Fakat ceza tutarlı olmalı. Aynı davranış, bir gün ceza, bir başka gün hoşgörü ile karşılanmamalıdır. Çocuktan anında boyun eğme, buyruğu yerine getirme beklenmemelidir. Örneğin: Okuldan çıkan çocuk aynı saatte eve gelmedi diye cezalanmaz, ceza vermeden önce çocuğu dinlemeliyiz. Çocuk, duygu, düşünce ve isteklerinden dolayı değil, davranışından dolayı cezalanmalıdır. Öfkelenmek, kızmak, olumsuz duyguları açıklamak ana babaların olduğu kadar, çocukların da hakkıdır. Zamanla kontrol kazanacaktır. Üstünde fazla durmamalıyız. Çocuğu eleştirirken de överken de aşırıya kaçmamalı, gerçekçi olmalıyız.

Bir de ceza denince akla hemen sadece bedeni ceza gibi cezalar geliyor. Oysa aşağıda sıralanan davranışlar da bedeni cezalar gibi, hatta ondan da fazla zarar vericidir. Bunlara, “duygusal şiddet uygulamak” da denebilir:

• Çocuk konuşurken başka yöne bakmak.
• Dinlememek.
• Başarılarını görmezden gelmek.
• Eleştirmek.
• Tehdit etmek.
• Cevaplarının olumsuz olduğunu bildiğimiz soruları yöneltmek.
• Suçlamak.
• Aşağılamak.
• Çocuğun arzu edilen tarzda olmayan (=başarısız) davranışlarını, davranışları olan çocuklarla karşılaştırmak.
• Yapabileceğinden fazlasını beklemek.
• Soğuk ve ilgisiz davranmak.

Çocuk bu şekilde cezalandırıldığında;
• Kendine güvensiz,
• Ürkek,
• Huzursuz,
• Sık sık yanlış yaptığını düşünen,
• Kendini önemsiz hisseden,
• Konuşurken gözlerini kaçıran,
• İş yapmaktan keyif almayan,
• (Belki de) saldırgan biri olur.

 

Cezanın Kalıcı Etkileri:

Ceza geçici çözümdür. Çocukta içgörünün gelişmesini engellediğinden, çocuk istenilen davranışı kendiliğinden ortaya koyamaz ve cezanın etkili olabilmesi için dozunun giderek arttırılması gerekir. Ceza yetişkin-çocuk ilişkisini bozar; çocukta öç alma duygusunu geliştirir; çocuğa (özellikle zayıflara karşı) saldırganlığı öğretir. Cezalandırılması ihtimali olduğunda çocuk suçunu, yanlışını itiraf edemez. Özellikle, sadece olumsuz davranışları ile ilgiyi üzerine çekebilen çocukta olumsuz davranışlar giderek artar. Görüldüğü gibi ceza tehlikeli bir eğitim aracı…

Ceza nasıl verilirse etkili olur?

Ödül gibi ceza da çocuğun davranışını denetlemede bazı belirli koşullar gerektirir:

• Denetlenen cezayı yoksun bırakıcı, tehlikeli ve acı verici olarak algılamalıdır. (Gereksinmelerine taban tabana zıt olmalı.)
• İstenmeyen davranışın yok edilmesi için yeteri kadar caydırıcı olmalıdır.
• Denetlenen cezadan kaçamamalı ya da gereksinimini karşılayabilmek için denetleyenle bağımlı bir ilişki içinde olmalıdır.

Eğer ceza vermek durumunda kalırsak, cezanın etkili olabilmesi için:
• İstenmeyen davranışın hemen ardından verilmesi,
• Çelişkisiz olması, dozunun ayarlı olması,
• Kaçış olanaklarının bulunmaması,
• Süresinin uzun olmaması ve arkadaşlarının gözünde itibarını arttırıcı olmaması gerekir.

Ancak yukarıda anlatılanların tamamına uyularak verilen cezalar, giderek cezaların azalmasına ve ortadan kalkmasına yol açabilir.

Şunu unutmamalıdır ki eğitimde yapılan araştırmalara göre, cezadan ziyade ödül daha etkili olmaktadır. Çocuğun her yaptığı yanlış davranışı cezalandırmak yerine, çocukta gördüğümüz istenilen uygun davranış anında ödüllendirilip, uygun olmayanları görmezlikten gelmek daha etkilidir. Bu yöntemle çocuk daha iyiye gidebilir.

ÇOCUK VE ÖDÜL

Ödül, bir başarı veya bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan, mükâfattır. Çocukları eğitmenin yollarından biri de daha doğru bir ifadeyle eğitimde kullanılacak yöntemlerden biri de ödüldür. Çocukların toplumda hangi davranışların doğru ya da yanlış olduğunu öğrenebilmeleri ve topluma sağlıklı bireyler olarak kazandırılabilmeleri için ödül yöntemi uygulanmalıdır.

Ödül, çocukta olumlu davranışların artması için çocukta istek uyandırmak, öğrenme güdüsünü perçinleştirmek, her hangi bir amaca ulaşmaya yönlendirmek için kullanılmalıdır. Çocuk ödülü hediye ya da rüşvet gibi görürse, hile yapabilir. Bu da ödülü amacına ulaştırmaz.

Ödül her zaman maddi hediye olmayabilir. Davranışla orantılı olarak, iyi ve olumlu bir yüz ifadesi, tatlı bir sözcük, aferinleme, alkışlama ya da çok istenilen bir geziye gitme, arzu edilen oyuncak, kitap vb. olabilir. Sürekli olarak eşyalarla ödüllendirme çocuğu maddeci ve açgözlü yapar. Hediye almak için bu davranışı sık sık yapar. Bu davranışla çocuğa iç kontrol kazandırdığımızı söyleyemeyiz.
Çocukların arzu edilen davranışları göstermelerini sağlamak için sık sık ideal ödüllerle ödüllendirilmelidirler.

İdeal Ödüller:
• İlgiyle dinlemek.
• Zaman ayırmak.
• Hayranlık ve sevinç göstermek.
• Başarılarını fark etmek.
• Çabalarını fark etmek.
• Yanlışlarını (mümkünse) görmezden gelmek.

Sık sık ideal ödüllerle ödüllendirilen çocuk:
• Kendine güvenir,
• Kendini değerli ve önemli hisseder,
• Başkaları ile rahatça ilişki kurabilir,
• Rahat konuşur,
• Sorulara ve eleştirilere rahatça cevap verebilir,
• Duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebilir,
• Yeni şeyleri deneme cesareti vardır.

Ödüller Nasıl Verilmeli?
Ödüllerin etkili olması her zaman yerine getirilmesi gereken üç koşula bağlıdır:
• Denetlenen kişinin denetleyenin denetimine girebilmesi (denetleyenin istediği davranışı yapması) için onun elindeki bir şeyi çok fazla istemesi gerekir.
• Denetleyen kişinin verdiği ödül çocuk tarafından gereksinimini karşılayan bir şey olarak görülmelidir.
• Denetlenen, ödülü almak için denetleyen kişiye bağımlı olmalıdır. (Denetlenen gereksinimini kendi kendine karşılayamamalı)
• Ödüllendirici yaklaşım ile şımartma eş tutulmamalıdır. Şımartmak, çocuğu karşılaştığı zorluklardan sağlıksız dozda korumaktır ya da çocuğun karşısında zayıf kalıp pes etmektir.
• Çocuğun olumlu yanlarını artırmak için yeterince ödül verip motive edersek, olumsuz davranışlar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Yani ödül yerinde uygulanırsa sonuca ulaşılır.