ANA-BABA TUTUMLARI VE ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Anne ve babalar çocukları için en doğru olanı yapmak ve çocuklarının gelişime katkıda bulunmak isterler. Ancak anne ve babanın doğruları çocukları için yaptıkları çocuklar için her zaman doğru ve iyi olmayabilir. Her anne ve babanın doğruları birbirinden farklı olduğundan çocuklara karşı tutum ve davranışları da farklı farklıdır. Çocuğunun kişiliğinin temel taşlarının oluştuğu okul öncesi dönemde ailenin çocuğa karşı olan tutum ve davranışları çok büyük önem taşımaktadır. Ayrıca anne ve babanın sadece çocuğa karşı değil, birbirine karşı davranışları da çocuğun dış dünya ile kuracağı ilişki için bir model oluşturmaktadır. Ana-babanın tutumu gelişmekte olan çocuğa model olur ve çocuk gördüğü bu modeli taklit ederek ve bu davranışları özümseyerek kişiliğini yavaş yavaş oluşturmaya başlar. Bu sebeple ebeveynlerin çocuklarından bekledikleri davranış modeline uygun davranmaları gerekmektedir.
Herşeyden önce ana babanın çocuklarına karşı tutumlarının sağlıklı olabilmesi, ana babanın kendiyle barışık, dengeli huzurlu ve birbirlerine karşı sevgi ve saygılı olmalarına bağlıdır. Bu nedenle ailenin çocuğa karşı olan tutum ve davranışları çok büyük önem taşımaktadır. Aksi halde çocuğun ihtiyacı olan modelden yoksun kalması ve bunun sonucunda olumsuz bazı davranışlara (uyumsuz, başarısız, sağlıksız ve dengesiz bir kişiliğe) sahip olmasına yol açar.
Ana-baba tutumları ve bu tutumların çocuğun kişilik gelişimini etkileyen faktörleri kısaca özetleyelim.

Otoriter (Baskıcı) Tutum:

Otorite, herhangi bir konuda bir şeyin yeterliliğine herkesi inandırarak bir kişinin kendine sağladığı itaat ve güven; hâkimiyet ve emretme kudreti; yaptırım koyma ve kullanma gücüdür.
Otoriter tutumdaki ana-babalar çocuklarını kendi ideallerine paralel yetiştirme gayreti içindedirler. Yani çocuğun kendine olan güvenini ortadan kaldıran, onun kişiliğini hiçe sayan bir tutumdur. Bu tutumda ana-baba katı bir disiplin uygular. Çocuk, bu kurallara kayıtsız şartsız uymak zorunda bırakılır.
Katı, baskıcı eğitim tarzını benimseyen ailelerdeki bu şansız çocukların hiçbir zaman çocukluğunu yaşama fırsatları olmaz. Evde askeri bir sistem hâkimdir. Kalkış saat 07.30, kahvaltı saat 08.00, öğle yemeği 12.00, akşam yemeği 17.00, en geç yatış saati 20.00’dir. Evin düzeni değişmesin diye çocukların bu programında değişiklik yapılmaz. Bu şanssız çocukların hiçbir zaman çocukluklarını yaşama fırsatları olmaz.
Ana baba çocuğun bir birey olduğunu, düşünebildiğini görmezden gelir ve çocuğu karar alma ve kendini idare etme açısından yetersiz görür. Çocukla ilgili kararlar ona danışılmadan alınır ve danışmanın gerekliliği önemsenmez. Çocuk pek az hakka sahiptir, tanınan haklar ise ailenin sözünü dinlemesi, yaramazlık yapmaması gibi şartlarla verilir. Sevgi çocuk kurallara uyduğunda gösterilir ve istenilenin yapılması için bir araç olarak kullanılır.
Ana babanın gözleri sürekli bu çocukların üzerindedir. Davranışlarında oturuşlarında, kalkışlarında, konuşmalarında, gülmesinde, yemesinde, içmesinde kısaca çocuğun yaptığı her türlü harekette bir kusur bir yanlış arayıp dururlar. Sürekli kusur aradıkları içinde çocuk devamlı tetik altındadır. Streslidir. “Acaba yine mi hata yaptım? Yoksa yaptığım yanlış mı? Annem babam bunu duyarsa ne der?” Kaygısını çocuk devamlı yaşar. Devamlı tedirgin olduğu için de (çocuk bu durumdayken), anne-baba hata bulmakta hiç de zorlanmazlar. Çocuğa sürekli kızıp, azarlarlar. Onu hor görürler. Çeşitli olumsuz özelliklerle çocuğu nitelendirirler. Hatta daha da ileri giderek “Çocuğumu eğitiyorum, terbiye ediyorum” Mantığıyla çocuğa bu tür ailelerde şiddet uygulanır. Böylece çocuğu kendi istedikleri kalıba sığdırmak için devamlı zorlayıp dururlar. Yaptırım gücü ana-babadadır. Onlar devamlı haklı kısımdadırlar. Ana-baba isteklerinden en ufak bir ödün vermek istemezler. Çocuğu anlama çabasını hiç göstermezler. Çocuk daima eleştirilir, hataları hoşgörülmez. İstenildiği gibi davranılmadığında cezalandırılır. Bu tutumda ailenin verdiği ceza her zaman ön plandadır ve çocuğun işlediği suçla ceza orantılı değildir. Genelde “Ona iyi bir ders olsun, bir daha ömür boyu bu hatayı yapmasın, diğer çocuklara da örnek olsun.” düşüncesinden yola çıkılarak çocuğa verilen cezalar çok ağır olur. Ailenin verdiği disiplin çocuğu bunaltır, sıkar, hatta hayattan usandırır. Çocuğun en doğal hakları dahi aile üyeleri tarafından çocuğa uslu olmasının bir ödülü olarak verilir. Çocuktan yaşının üstünde bir olgunluk beklenir ve çocuğa özgürlük kesinlikle verilmez. Böylece çocuğun aileye gösterdiği direnç kırılır ve ailenin istediği kılıfa, kalıba zorda olsa çocuk girer. Aile istediği gibi uzaktan kumandalı bir çocuğa sahip olur. Ama geriye çocuktan çok fazla bir şey kalmaz. Anne baba başarıya ulaşmıştır. Ama silik kişilikli bir çocukları olmuştur bu arada.

Sonuç olarak aşırı baskılı bir ortamda yetişen çocuk,

• Hata yapma korkusu yüzünden yeni deneyimlere kapalıdır.
• Kendi başına karar verme, özgüven bakımından gelişmemiştir.
• Sorumluluk bilincini tanımaz.
• Cezalandırılmamak için yalana başvurabilir.
• Kendini değersiz hisseden çocuk, kendini kontrol becerisini geliştiremediğin-den ailenin olmadığı durumlarda bunu başaramaz.
• Çevre tarafından dikkatli, kibar, uslu ve sessiz olarak değerlendirilmesine karşın iç dünyasında çekingen, küskün, gereğinden fazla duyarlı, içe kapanık olur ve problem çözme becerisi gelişmez.
• Madde bağımlılığı, okula devam etmeme, çevreye ve kendine zarar verme, evden kaçma olasılıkları artar ve intihara eğilimli hale gelebilir.

Devamı gelecek…

Kaynak: M. Birgin: Çocuk Eğitiminde Ailenin Önemi

“ANA-BABA TUTUMLARI VE ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ” için 9 cevap

Austdug için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*